İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve De Sica’nın ardında bıraktığı Ladri de Biciclette Filminin Çözümlemesi

İtalyan Yeni Gerçekçiliği

İtalyan yeni gerçekçiliğinden bahsederken o dönemde İtalya’nın siyasi ve ekonomik koşullarından bahsetmeden akımın oluşma etmenlerini kavramakta güçlük çekebiliriz. Birinci dünya savaşından sonra tüm dünyada olduğu gibi İtalya’da da yoksulluk, bunalımlar oldukça fazlaydı. İki sınıfın çatışmasına tanık olduğumuz bu dönemde, savaştan sonra İtalya faşist bir dikta yönetiminin altına girdi. İtalyan hükümeti 3 yıl süren savaşta, savaştan önceki 54 yıllık sürenin neredeyse üç katı para harcadı. Savaş bittiğinde ise hükümet borç içindeydi. Savaşın kazanılması neticesinde halka toprak, mal vereceğini söyleyen hükümet savaştan sonra vaatlerini tutmadı, tutamadı. Yine o dönemin kötünün iyisi mantığıyla da memnuniyetsizlik içindeki burjuva tarafından destek gören Benito Mussolini yönetime geldi. Mussolini, yönetimde dikta bir rejim uygulayarak yoksulluk içindeki halka çeşitli yaptırımlarda bulundu. Savaşın sonrasında acı çeken milyonlarca yıkılmış insan bulunmaktaydı. İtalya’da toplumsal acılara, çaresizliklere değinen yeni bir akımın ortaya çıkması ise olası bir sebepti. İtalyan yeni gerçekçiliği de bu sebeple çeşitli sanatsal alanlarda kendini göstermeyi başardı. İtalyan yeni gerçekçiliğini sinemada Roberto Rosseli’nin ‘Roma açık şehir’ – ‘Hemşeri’ – ‘Almanya sıfır yılı’ filmlerinde ve Luchino Visconti’nin ‘Tutku’ ve ‘Roma’ adlı filmlerinde ve sonrasında Vittoria De Sica’nın sırasıyla ‘Çocuklar bize bakıyor’ – ‘Kaldırım çocukları’ ve ‘Bisiklet hırsızları’ filmlerinde görebiliriz.

Bisiklet Hırsızları

De Sica’nın bu filmi sinema estetiği ve ‘Yeni Gerçekçilik’ akımının simgesi olarak kabul görür. Filmde başroldeki Lamberto Maggiorani (Antonio) anne rolünde Lianella Carell daha önce oyunculuk yapmamıştır. İlk deneyimleri bu filmdir. Toplumcu gerçekçiliği profesyonel oyunculardan önce gerçekten halktan birilerinin daha iyi oynayacağı düşüncesinin gerçeğe yansımadır bu durum. Film savaş sonrası yorgun olan İtalya’nın durumunu seyircisine aktaran bir içsel yapıya sahiptir. Ana temelde savaştan sonra iş bulma güçlüğü çeken Antonio’nun oğluna olan sevgisini ve yaşama tutunmaya çalışmasını seyircisine aktarmaktadır. Film zor bela bir iş bulmasıyla fakat iş için bir bisiklete sahip olmasının gerektiğinin söylenmesiyle başlar. İş bulmanın çok zor olduğu bu zamanda bisikleti olmamasına rağmen yalan söyleyen Antonio’nun hikayesi ile film başlar. Evindeki eşyalarını eşiyle beraber rehin bırakarak bir bisiklete sahip olan Antonio afiş yapıştırarak aylık 6000 liraya yaklaşan bir ücretle refah şekilde yaşayabileceğini düşünmektedir. Bisikletin çalınmasıyla Antonio harap olmuş birkaç arkadaşıyla ve filmin başından sonuna kadar en büyük destekçisi oğlu Bruno ile bisikleti roma sokaklarında aramaya başlamıştır. Birçok kez hüsrana uğramış bisikleti bulamamış fakat oğlu ile ara ara tüm dertlerinden uzaklaşarak baba- oğul ilişkisini de seyircisine güzel aktarmıştır. Birkaç sınıf çatışmasınıda görebildiğimiz sahnesinde, toplumsal gerçekçi yaklaşım gün gibi suyu yüzüne çıkmaktadır. Film final sahnesinde Antonio seyircisinin karşısına bir apartman önüne bırakılmış bisikleti çalma isteğiyle çıkar. Oğlunun bu olaya tanıklık etmemesi için onu oradan uzaklaştırmak ister. Daha sonra bisikleti çalar fakat kısa bir süre içinde bisikletin sahibi ve çevredekiler tarafından yakalanır. Tam karakola götürülecekken oğlunun baba diye seslenişi onları duraksatır. Bisikletin sahibi Bruno’ya bakarak karakola Antonio’yu karakola götürmekten vazgeçer ve ‘zaten yeterince derdi olduğunu oğlunun babasını bu halde görmesinin ona yeterince iyi bir ders olduğunu söylemesiyle’ film biter. Seyircinin ilk sahnede Antonio’yu bisikletinin olduğunu söylemesiyle görürüz. Son sahnede de hep iyi diye bildiğimiz Antonio’nun bir bisiklet çalabileceğine tanıklık ederiz. Aslında Antonio’nun bisikleti olduğu yalanı söylemesiyle, bisikleti çalmasına iten nedenler tamamen aynıdır. Toplumda saygın bir yer edinebilmek ailesine bakabilmek oğluna iyi bir baba olmak istemekteydi.

Vittoria De Sica Kimdir?

Roma ve Napoli şehirleri arasında bulunan Sora’da doğdu. De Sica dönemin şansız çalkantısında yaşayan diğer yoksul ailelerden birine mensuptu. Ailesinin yoksuzluğu sebebiyle geç yaşında çalışmaya başlayan De Sica gençlik yıllarının bir döneminde de ailesine yardım edebilmek amacıyla memur olarak çalıştı. Bu yorucu yaşam koşullarında Roma Üniversite’sinde eğitim görmeyi de başaran De Sica muhasebeci olarak üniversiteden mezun oldu. De Sica sırasıyla ilk olarak 16 yaşında Clemenceau Olayı oyununda Clemenceau’yu oynayarak oyunculuğa başladı.

Pavlova tiyatrosunda bir oyunda garson rolüyle sahneye çıktı. Daha sonra da çalışmaları bu alanda gerçekleştirdi. Bir tiyatro topluğu olan ZaBum’u kurdu.

Vittoria De Sica, hayatı boyunca arasında 150 filmde rol almış, 34 film yönetmiştir. De Sica Paris’te 13 Kasım 1974 tarihinde ölmüştür.

 

 

Filmin Fragmanı

3+

Orhan Altundağ

Postnot'da yazar, sinema ve kütüphaneler ilgi alanı

View all posts by Orhan Altundağ →
5 Paylaşımlar
Tweetle
Paylaş
Pin
Paylaş5