Türk Astrobiyolog Doç. Dr. Betül Kaçar Evrende Yaşam İzlerini Araştırmak İçin Oluşturulan Yeni Bir NASA Ekibine Kabul Edildi

Arizona Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Astrobiyolog Doç. Dr. Betül Kaçar, evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturulan yeni bir NASA ekibine kabul edildi.

Betül Kaçar 2018 yılında NASA Genç Araştırmacı Ödülü’nü alıyor, NASA’nın burs verdiği ilk Türk Bilim Kadını oluyor. Geçtiğimiz gün ise kendi sosyal medya hesabından evrende yaşam izlerini araştırmak için oluşturulan yenir bir NASA ekibine kabul edildiğini duyurdu.

2004 yılında Marmara Üniversitesi Kimya bölümünden mezun olan Betül Kaçar, öğrenciliği devam ettiği sıralarda gönüllü olarak farklı uluslararası konferanslara ve etkinliklere katılmış, başvurduğu bir proje ile Amerikan Howard Hughes Tıp Enstitüsü (HHMI) tarafından ödüllendirilmiş. Mezun olduktan sonra henüz 20 yaşında Amerika’ya gitmiş ve buradaki başarı serüveni de böylece başlamış. Astrobiyolog Doç. Dr. Betül Kaçar kendi hayatını şöyle anlatıyor;

“İstanbul doğumluyum. Üniversitede Marmara Üniversitesi Kimya Bölümü‘ne girdim. Kimya bölümü okumak istemediğim bir bölümdü fakat bir şekilde denk geldi diyelim. Ama ne ile karşılaşırsam daha pozitif bir şekilde, hayatımda bunu nasıl bir fırsata dönüştürebilirim diye düşünerek yaşamaya çalışıyorum. Genelde yapım böyledir, o zamanlar da böyleydi. Her zaman durum en kötüsü olsa bile, bazı şeyleri kendiniz kontrol edebiliyorsunuz. Türkiye’de kimya bölümünde okurken, Türkiye’de uluslararası konferanslar çok fazla oluyordu. Konferanslarda gönüllü olarak çalışmaya başladım ve proteinlere, moleküllere aşık oldum, gerçekten çok etkilendim. Bilim insanlarının bir odada bilim hakkında konuşması, günlerce kendilerini kapatıp bir hastalığı çözmeye çalışması ya da aslında hayatımızı ne kadar etkileyen o çok küçük olguları algılamaya çalışmaları beni çok etkilemişti.

Betül Kaçar

Türkiye’de 20 yaşında üniversiteden mezun oldum ve tek başıma Amerika’ya göç ettim. 20 yaşında direk Parkinson ve Alzheimer üzerine doktora çalışmama başladım. Doktoraya biraz erken yaşta başladım, çünkü çok okumak istediğim için okula erken başlamıştım. Parkinson ve Alzheimer üzerine doktora yaptım. O dönem evrim konusuna da biraz merak saldım, çok fazla tartışmalı bir konuydu. Ne oluyor, bunun mekanizması nedir diye çalışırken, astrobiyolojiyi ve NASA her ne kadar uzayı, diğer gezegenlerin oluşumunu ve diğer yıldız sistemlerini anlamaya çalışan bir kurum olsa da biyolojik çalışmalara da yatırım yaptığını öğrendim. NASA’ya bir projeyle başvurdum, başvurum kabul aldı. Bu şekilde NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nde çalışmaya başladım. Yaklaşık 4-5 sene NASA’da çalıştım, şu an Harvard Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim. En son olarak da Arizona Üniversitesi’nden Astrobiyoloji Profesörlüğü teklifi aldım. Hikayem çok çalışma üzerine kurulu…”

Arizona Üniversitesi’nden profesörlük teklifi almasının nedenini açıklayan 33 yaşındaki Türk bilim kadını Astrobiyolog Betül Kaçar; “Astrobiyoloji hem astronomi yani yıldızları, hem de hayatı bağlayan bir alan. Aslında yeni de bir alan. NASA içerisinde bile 20-25 yıllık bir tarihçesi var gerçekten çok yeni bir alan. Biyolog olarak yani hücre çalışarak ve moleküler çalışarak, astrobiyoloji çalışan bildiğim kadarıyla bir ben varım, bu o kadar yeni. Samanyolu galaksimizde yaklaşık 100 milyar gezegen var. Bu 100 milyar gezegenin 40 milyarı dünyamızın boyutunda ve başka yaşam formlarının var olması açısından, dünyamızın büyüklüğünün önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu 40 milyar dünya boyutundaki gezegenin, 11 milyar tanesi de belki güneş etrafında dönüyor olabilir. Dolayısıyla 11 milyar tane dünyamıza benzeyen ve bir güneşin etrafında dönüyor olan başka diğer gezegen sistemlerinin varlığından bahsediyoruz. Dolayısıyla hayatı ararken de en az 11 milyar tane gezegene bakıyoruz. Fakat bu 11 milyar gezegene bakarken, burada ne aradığımızı tam olarak bilmiyoruz. Elbette yeşil renkli uzaylılar aramıyoruz. Aradığımız şeyler daha mikroskobik düzeyde gözle göremeyeceğimiz küçük bakteriler oluyor ya da örneğin atmosferde oksijen ve su var mı buna bakıyoruz.

Benim Arizona Üniversitesi’ndeki profesörlüğümün ilk sebebi, gözlem yaptığımız gazların ya da diğer oksijen ve nitrojenin nasıl bir yaşam formu oluşturabilir diye bakacak olmamız. İkinci sebebi de, NASA asteroidlere robot gönderiyor hatta bir tanesi birkaç ay önce gitti, yaklaşık 1 sene sonra da robot dünyaya geri gelecek. Geri geleceği yer de Arizona, bunu Arizona yönetiyor. Bu meteorlara ve asteroidlere inen robotların getirdiği, kaya ve meteor parçalarını laboratuvarımda ben analiz edeceğim. Burada herhangi bir canlı var mı buna bakacağız” diye ifade ediyor.

Astrobiyoloji ya da Egzobiyoloji Nedir?

“Astrobiyoloji ya da egzobiyoloji, disiplinler-arası bir bilim olup, özellikle evrende yaşamın ortaya çıkmasını ve evrimini sağlayan jeokimyasal ve biyokimyasal etken ve süreçleri konu alır; bir başka deyişle, evrende biyolojik kökenin, evrimin dağılımın ve canlıların geleceğinin incelenmesidir. Bu bilimsel disiplinler-arası alan, kısaca, Güneş Sistemi’miz içinde ve dışında kalan “yaşanabilir gezegen”lerdeki yaşanabilir ortamların araştırılmasını, abiyogenez (prebiyotik kimya) kanıtlarının araştırılmasını, Mars’ta ve Güneş Sistemi’mizde yaşamı, Dünya’daki yaşamın evriminin kökenleri ve erken dönemleri üzerine laboratuvar çalışmalarını ve alan araştırmalarını ve yaşam potansiyelinin Dünya ve uzaydaki zorluklara uyarlanması çalışmalarını kapsar.

Astrobiyoloji diğer dünyalardaki yaşamın mahiyeti hakkında kuramsal tahminlerde bulunabilmek ve Dünya’nınkinden çok farklı olabilecek biyosferleri tanımlayabilmek ve ayırt edebilmek amacıyla, fizikten, kimyadan, astronomiden, moleküler biyolojiden, ekolojiden, gezegenbilimden ve jeolojiden yararlanır. Astrobiyoloji daha çok bilimsel verilerin yorumlanmasına, yani evrenin diğer ortamları hakkında diğer bilimlerce ortaya koyulmuş ayrıntılı ve güvenilir verilerin yorumlanmasına yoğunlaşır ve öncelikle, mevcut bilimsel çelişmeyen varsayımlarla ilgilenir.” Wikipedia

35+
27 Paylaşımlar
Tweetle
Paylaş
Pin1
Paylaş26